Ateistlere Felsefi Sorular
41. Anlam Arayışı ve Anlamsızlık İddiası:
“Hayat anlamsız” diyorsan, insanın her çağda ısrarla anlam aramasını nasıl açıklayacaksın? Bu arayış, basit bir yanılsama mı yoksa içimize kodlanmış bir ihtiyaç mı? Evrimsel bir yan ürün diyerek geçiştirmek yeterli mi? İnsanın “niye varım” sorusundan vazgeçememesi, bir amacın varlığına işaret değil mi? Bu amacın yoksayılması, insan ruhunda bir boşluk, bir huzursuzluk yaratmıyor mu?
42. Güzellik ve Estetik:
Güzelliği, sanatı, estetiği nasıl açıklıyorsun? Doğal seleksiyonun işine yarayan nedir ki insan sanata, müziğe, resme, edebiyata meyleder? Soyut estetik değerleri, maddenin katı kurallarından hangi aşamada doğdu? Bu eğilim, bize maddi âlemi aşan bir ruhsal boyutun varlığını fısıldamıyor mu? Eğer evrimsel fayda yoksa, sanatın, güzelliğin bu değeri neden evrensel bir anlam taşısın?
43. Sonsuzluk Düşüncesi:
Madde sonludur, Evrenin bir ömrü, bir sınırı vardır. Peki, insan zihni sonsuzluk kavramını nereden buluyor? Sınırlı bir varlık, hiç deneyimlemediği, maddi dünyada göremediği bir sonsuzluğu nasıl hayal eder? Bu kavram, insana aşkın bir varlığın izini sürmek üzere verilmiş bir anten gibi değil midir? Sonsuzluk fikri, sürekli sınırlılığa toslayan maddeci açıklamaların çok ötesinde bir ufka işaret etmiyor mu?
44. Mutlak Hakikatler:
Her şeyin relatif olduğu bir dünyada, mutlak doğruların varlığını kim inkar edebilir? “Hiçbir mutlak yoktur” cümlesi bile bir mutlaklık iddiası içerir. Bu çelişki, mutlak hakikatlerin varlığını haber vermez mi? İnsan aklı mutlakı arıyor, mükemmeli özlüyor, mutlak hakikati arzuluyor. Bu içsel dürtü, maddi âlemde bulamadığı mutlak gerçekliği nerede arar? Aşkın bir gerçeği kabullenmek, bu çelişkiyi sona erdirmeyecek mi?
45. Tartışmanın Amacı:
Eğer mutlak doğrular yoksa, tartışmanın gayesi nedir? İki farklı yanılgının çatışmasından hangi mutlak hakikate ulaşılır? Sadece subjektif görüşler varsa, haklıyı haksızdan ayırmak imkansız değil midir? O hâlde niçin tartışıyoruz, niçin fikir alışverişine giriyoruz? Bu içgüdü, mutlak doğruların, aşkın hakikatlerin varlığına dair bir işaret değil mi?
46. Üstün Güce Duyulan İhtiyaç:
İnsan neden kendisinden üstün, aşkın, yüce bir varlığa inanma ihtiyacı hisseder? Bu gereksinim kültürel bir manipülasyon mu, yoksa içsel, fıtrî bir refleks mi? Eğer bir Yaratıcı fikri olmazsa, insan neden boşluğa düşüyor, neden dayanak arıyor? Bu ihtiyaç, evrensel ve derin bir gerçekliğe işaret etmiyor mu? Yüce bir kudrete sığınma, insandaki metafizik boyutun bir kanıtı değil mi?
47. Doğal Dua İhtiyacı:
Tarihte hiçbir kültür yok ki dua etmesin. Dua, insanda doğuştan var gibi. Neden bir üstün güce seslenme ihtiyacı hissediyoruz? Bu, evrimsel bir çıkar mı, yoksa insan ruhundaki ilahi bir boşluğu doldurma arayışı mı? Bu derin motivasyon, basit bir evrimsel yan ürün diye geçiştirilebilir mi? Yoksa insana “Dua et ki seni işiten var” diye fıtratına işlenmiş bir sinyal mi?
48. Adalet Arayışı:
İnsan mutlak adalet arıyor, kusurlu dünyada ideal adaleti bulamayınca ötesini düşünüyor. Neden? Eğer adalet sadece insanın toplumsal bir kurgusuysa, neden sonsuz bir mahkeme fikrine ihtiyaç duyuyoruz? Zalimlerin karşılıksız kalması, masumların hakkının yenmesi içimizi neden bu kadar yakıyor? Bu doyumsuzluk, aşkın bir Adalet makamının varlığına işaret etmiyor mu?
49. Ölüm Korkusu:
Ölüm doğal ve kaçınılmazsa, insan neden ondan korkuyor? Sadece hayatta kalma içgüdüsü mü, yoksa ölümün ötesine dair bir belirsizlik, bir bilinmezlik mi bizi endişelendiriyor? Eğer yok olup gitmek natural bir süreçse, niçin ebediyet hayali, cennet özlemi, yeniden dirilme umudu zihinleri meşgul ediyor? Bu ruhsal gerilim, fıtratımızda ebediyete yönelik derin bir kodlamanın varlığına delalet etmiyor mu?
50. Maddi Olmayan Değerlerin Ağırlığı:
Maddi çıkarlar bazen ikinci planda kalıyor, dürüstlük, fedakârlık, sevgi gibi değerler maddi kazançtan üstün gelebiliyor. Bu, insanın sadece bir hayatta kalma makinesi olmadığını, ruhunda manevî bir boyut bulunduğunu göstermiyor mu? Eğer madde her şeyse, bu maddi olmayan değerlere neden bu kadar önem veriyoruz? Bu önem, aşkın bir kaynakla irtibatımızın varlığını kabullendirmiyor mu?
