Deistlere Ontolojik Sorular

1. Yaratmanın Amacı:
Eğer bir Yaratıcı, evreni yoktan var edecek sonsuz kudrete sahip ise, bu devasa tasarımın arkasında bir amaç, bir gaye, bir anlam olmaksızın sırf “var olsun” diye koca kâinatı meydana getirmek hangi makul temele dayanır? Var etmenin kendisi zaten bir yönelim, bir murat, bir irade eylemidir. Peki, sonsuz akıl ve kudret sahibi bir Zât’ın, kendi eserini boşa, anlamsız, başıboş şekilde inşa etmesi akla sığar mı? Bu kadar mükemmel dengeler, muazzam bir düzen, kompleks canlı yapıları, insanın akıl, şuur ve manevî ihtiyaçlarla donatılması… Tüm bunlar “herhangi bir amaç olmadan” ortaya konulacak kadar basit birer tesadüf mü? Deist anlayış, yaratma eylemini sırf var etme hevesine mi indirger? Eğer amaç yoksa, bu kadar hassas tasarım neden? Eğer amaç varsa, bu amacı insanlık nasıl öğrenecek? Yaratıcı, insanın “Neden varım?” sorusuna cevap vermeyecekse, insanı neden sorgulayan, düşünen, anlam arayan bir varlık olarak yarattı? Bu cevapsızlık, yaratanın merhamet, hikmet, adalet gibi sıfatlarıyla çelişmez mi?

2. Sahipsiz Bırakma Tutarsızlığı:
Bir zanaatkâr, sanat eseri ürettiğinde onunla ilgilenir, bir mühendis yaptığı makineyi amaçsız terk etmez, bir yazar eserini açıklamaktan, onu anlamlandıracak önsözler, notlar bırakmaktan kaçınmaz. Peki mükemmel yaratıcı, evreni kusursuzca inşa edip sonra onu başıboş, rehbersiz, kılavuzsuz bırakmayı seçerse, bu tavır onun mükemmelliğiyle çatışmaz mı? Yaratıcı’nın nitelikleri arasında genelde bilgilik, kudret, hikmet, adalet ve merhamet sayılır. Bir evren yaratıp sonra onu kendi haline terk etmek; insanı içinde anlam, amaç, değer arayan bir ruhla donatıp, sonra bu arayışa cevap verecek hiçbir mesaj, rehberlik, açıklama sunmamak bir nevi sorumsuzluk değil midir? Bu deist tablo, Yaratıcıyı pasif, ilgisiz, soğuk, umursamaz bir konuma itiyor. Böyle bir anlayış, Yaratıcı’nın kâinatı var etme iradesiyle çelişmiyor mu? Eğer O, evreni yaratacak kadar ilgiliyse neden sonra ilgisini kessin? Bu yap-boz tavrı hangi hikmete sığar?

3. Düzen ve Tesadüf:
Kâinatta galaksilerin spiral dansından, kuantum seviyesindeki hassas ayarlara kadar hayranlık uyandıran bir düzen hüküm sürüyor. Bu düzeni var edenin Yaratıcı olduğu kabul ediliyor, peki bu yaratıcı neden kendi kurduğu bu muazzam nizamla ilgilenmez, onu açıklama gereği duymaz, insanın merakına yanıt verecek bir mesaj göndermekten kaçınır? Eğer düzen anlamlıysa, anlamlı bir düzenin sahibi neden sessiz kalsın? İnsana “akıl” gibi bir nimet verip, bu aklın sorduğu en temel sorulara hiçbir cevap sunmamak, tam da bu mükemmel düzenin niçin var edildiğini belirsizleştiriyor. Rehbersiz bir yaratıcı fikri, evrenin kusursuz matematiksel yapısını amaçsız bir oyun haline getiriyor. Madem akıl var, madem düzeni gören bir göz var, peki niçin bu bakışı destekleyecek, anlamı netleştirecek bir ilahi beyan yok?

4. Akıl ve Rehberlik İlişkisi:
İnsan akıl sahibidir, sorgulayan, düşünen, anlam arayan bir varlıktır. Deist anlayış, bu aklın bir Yaratıcı tarafından verildiğini onaylarken, bu aklın en temel varoluşsal sorularına cevap almasına imkân tanıyacak bir yol gösterici mekanizma olmamasını nasıl izah eder? Mükemmel bir Kudret aklı veriyor, ama o aklın sorduğu “Niçin yaratıldım?”, “Benden ne isteniyor?”, “Ölümden sonra ne olacak?”, “İyi nedir, kötü nedir?” gibi sorular boşlukta kalıyor. Bu, insanda ağır bir iç çatışma doğurmaz mı? Aklın rehbersizliği, karanlıkta el yordamıyla yol bulmaya çalışan bir insana benzetilebilir; oysa merhamet sahibi bir Yaratıcı, kullarına ışık tutarak onlara haksızlık etmez. Deizm, aklı amaçsız bir sorgulama çarkına mahkûm ederken, “Mükemmel Yaratıcı” iddiasını ayakta tutabilir mi?

5. Düzenin Sahibi:
Evrenin kusursuz yasalarının bilinçsiz bir şekilde ortaya çıkamayacağı, bu yasaları koyan bir Yaratıcı’nın varlığını kabul ediyorsan, bu Yaratıcı neden koyduğu yasaların manasını, insanın rolünü, onun bu yasalara göre nasıl yaşamasını istediğini belirtmesin? Eğer Yaratıcı sadece fiziksel yasaları kurup “Bak işte, evren böyle çalışır, gerisini sen anla” diyerek hiçbir moral, etik, fıtri rehberlik sunmuyorsa, insan sadece maddi âlemin esiri olmaz mı? Bu durumda yaratmanın hikmeti sadece maddeye mi indirgenmiş olur? Yaratıcının sessizliği, evrenin anlamını insan gözünde muğlaklaştırır; bir açıklama, bir kılavuz, bir yol gösterici göndermek, bu düzenin sahibi için çok mu zor?

6. İnsan Karmaşıklığı ve İlgi:
İnsanın yapısı, basit bir canlıdan ibaret değildir; düşünce, his, hayal, vicdan, aşk, sanat, ahlak gibi maddi sınırları aşan derin yönleri vardır. Bu kompleksliği var eden Yaratıcı, yarattığı varlığı tanımak, onun sorunlarına cevap vermek, onun içsel çatışmalarına ışık tutmak istemez mi? Eğer istemezse, neden insana bu kadar çok boyutlu bir fıtrat verdi? Bu, ustanın eserine karşı tamamen kayıtsız kalması demek. Deizm, Yaratıcıyı insandan kopuk, uzakta duran, ilgisiz bir konuma yerleştiriyor. Mükemmel bir Sanatkâr’ın, en ilginç ve karmaşık eserine karşı bu kadar kayıtsız kalması mantıklı mı?

7. Dengenin Korunması:
Evrenin ince ayarlı dengeleri tesadüflerle açıklanamaz; bir Yaratıcı’nın iradesi olduğu aşikâr. Peki bu Yaratıcı, sadece fizikî dengelerle ilgilenip, ahlaki, manevi, toplumsal dengeleri kulak ardı mı ediyor? İnsan, toplumsal hayatında adalet, merhamet, yardımlaşma gibi değerler olmadan kaosa sürüklenebilir. Bu değerleri destekleyecek, onları sabit bir temele oturtacak ilahi rehberlik olmaksızın insanlar keyfi normlar üretmez mi? Dengenin sadece fiziksel kısımda gözetilmesi, insanın ahlaki-ruhsal yönünün sahipsiz kalması, Yaratıcının hikmetli tutumuyla nasıl bağdaştırılabilir?

8. Yaratıcının Varlık Sebebi:
Deizm, Yaratıcının sadece var olup evreni meydana getirdiğini, fakat sonra kenara çekildiğini söyler. Bu Yaratıcı’nın varlığını insan hangi pratik anlamda hissedecek? İletişimsiz, rehbersiz bir Yaratıcı, var mı yok mu belli olmayan, soyut bir kavrama dönüşmüyor mu? İnsanın hayatında Yaratıcıya yer açması, onun moral değerlerini ondan öğrenmesi, ruhunu ondan gelen mesajla şekillendirmesi engelleniyor. Böyle bir Yaratıcı, fiilî olarak insan hayatına hiç etki etmiyorsa, O’nun varlığını kabul etmek ile etmemek arasında pratik fark nerede kalıyor?

9. Amaç Eksikliği Sorunu:
Eğer Yaratıcı evreni bir amaç doğrultusunda yaratmadıysa, bu kendiliğinden anlamsız bir oluşum değildir de nedir? Amaçsız yaratma, kudret ve hikmet sahibi bir Zât’ın davranışı olamaz. Çünkü amaç yoksa, hikmet de yoktur; hikmetsiz bir yaratma Yaratıcıya atfedilemez. Eğer bir amaç varsa, bu amacı insan nasıl öğrenecek? Hiçbir rehberlik, hiçbir mesaj, hiçbir açıklama sunulmaksızın insanın bu ilahi amacı bulması beklenebilir mi? Bu durum insanı kör bir tahmine, sonsuz spekülasyonlara sürükler. Bu da Yaratıcının merhamet ve hikmet ilkesiyle çelişir.

10. Yasaların Kaynağı:
Evrenin sabit fizikî yasaları, matematiksel sabitleri, kim tarafından, hangi hikmetle kondu? Bu yasalar, sanki sonsuz bir zekâ tarafından bilinçli şekilde tasarlanmış gibi duruyor. Eğer Yaratıcı bu yasaları koymuşsa, onların insana ne öğrettiğini açıklamadan, insanların sadece bu yasaların fiziksel işleyişini kavramaları beklenebilir mi? Bir yasayı koyan, amacını açıklamaz mı? İnsan, yasalardan yola çıkarak Yaratan’ın muradını ancak spekülasyonlarla tahmin edebilir. Bu durumda Yaratıcının rehberliği olmadan insan yanlış anlamalara, hatalı sonuçlara çokça düşmez mi? Bu belirsizlik Yaratıcıya yakışır mı?